Pazar, Şubat 15

hooop

şimdi
derhal
renkli külotlu çoraplar giyebilecek kadar ince bacaklarımı istiyorum.
hadi hemen
ol.

Salı, Ağustos 26

dua

serin yerde yürüyesiniz, ekmeğiniz yağlı olsun.
tezimde manu chao ya geceleri uyumadan once benim için me gustas tu yu söylediği için, için için özlediğim için sevdiğimi, köyde kaldığım her gece için bu şarkıyı ve devamındakileri, teşekkür edeceğim tezimde manu chao ya. bitti.

Pazartesi, Ağustos 25

köy

bundan 20 gün önce yola çıkarken bitse de gelse diyen bendim. şimdi şehirde yaşamak istemediğine karar veren-çocuklarım olacak kadar büyüdüğümde onları alıp ve tası tarağı toplayıp bir köye hadi olmadı kasabaya yerleşmeyi kafasına koyan da ben. 20 gündür üstelde(yer sofrası) aynı kaplardan nan(tatar ekmeği) ve kaşıkla yemekler yiyen, evlerin kocaman avlularında çocuklarla koşturup, ortada sıçan oynayan, kertup tava (patates tava) ve kışlık turşunun nasıl kurulduğunu öğrenip, hacca uğurlama yemeğinde köylülerin arasında fotoğraflar çekip, kandil gecesi camide kadınlar katında olup,çoban köpeklerinden korkup, fırınlarına köye yetecek kadar ekmek atan kadınları görüntüleyip, ufacık tahta kapıları açıp, eğilerek cennet bahçelerinin içine girip, aspir tarlalarının ortasından geçen yolda durup, dalından salatalık ve domates koparıp bol tuzla yiyen, her öğünü başka bir evde misafirlikte geçirip, inek sağmaya çalışan, kuluçkaya yatan bir tavuk görüp seyreden, kocaman et tavuklarıyla tanışan- köylüye aaa sizin koyunlar tek başlarına mı çıkıp otluyup geri geliyo diye soran- sonra hanım kızın beyni sulanmış bir ayran yap da içsin ayranını içen, devasa bal kabakları gören, tatlı niyetine yenen kayısı kabuktan vazgeçmeyip, gecelerce yıldızları ve samanyolunu görüp, bulutlar çöküp yağmur yağamayınca talası yaşayan, talas dediğin kum fırtınasıdır- o arada herkes evine kapanmışken çıkıp fotograf çeken- akordeonla tatar türküleri dinleyip gıtçıdüş ( küçüköğlen )yiyen- kürt ve türk kadınlarıyla çay içip, akşam tatar bir çiftle beliç yiyip (milli yemek) ertesi gün bulgar göçmenlerinin yanında olan- en keyifli köy bizim köy. delice fotoğraflar çektim diyebilirim sanırım. tatar gelinliği giyip gebeç bile taktım.

Cumartesi, Ağustos 2

ışığa uçar bütün pervaneler, ateşe giderken ne şahaneler

http://www.flickr.com/photos/27055252@N03/

Cuma, Ağustos 1

heybelinin arkasında


Rakı bardağında çay olduğunuzu anlatmıştın,
yüzlerini ilk kez fotoğraflarından gördüklerim,deniz insanları.
evime en yakın denizden açılanlar.
Sandalda sabah kahvaltısı yaptık,
Taze domates, bol poğaça, çay ve peynir.
Kartal-Dragos açıklarında köpekbalığı oldunuz,
çapariyle yavru kırlangıçları avladık,
kıyamadan denize attık.

Heybelinin terzisi pat pat Ahmet Amca katıldığında bize,
köpeği Çapkına dedik ki,
Bu kuyruk benim,
Bu bacak benim,
Köpek çıldırayazarken sinirden,
Biz heybelinin arkasında göcek olmuşuz.
Ayçiçeği yağında, yıllanmış balıkçı tavasında pişmiş
Tavukları sıcak sıcak götürürken ekmekle ve tuzla,
Sonra dönerken
Kocaman dalgalardan korkmuyormuşum gibi,
Çekerken usturmaçaların halatlarından,
Islanmış, denizin açıklarında yağmur yemişiz.

Perşembe, Temmuz 24

yaz gecesi

Evvelsi gece duyduğum tüm sesler, karşı apartmanın balkonundan gelen zarın tavlaya vuruşu, caddeden geçen arabalar ve kamyonetler, onların ötesinden gelen rüzgar ve arada bir hışırdayan yapraklar. İnsanlar, çıtlayan çekirdekler. Yaz gecesi, her şey akla sıcağı getiriyor : arabanın motor sesi ve zırtttt diye açılan apartman kapısının otomatiği.

Çarşamba, Temmuz 23

lodos

Kuzeye bakan odamın penceresinden içeri rüzgâr esiyor ve gece olunca, güneş bizi tüm sıcağıyla uzaktan seviyor. Dragos’un tam karşısında duran adaları sabahları kıyıya taşıyormuş gibi yapana ve gece vapurlarını keyifli kılana dek adı yoktu benim için lodosun. Balıkçıların dediğine göre lodosun gözü yaşlıymış hâlbuki. Annemin dediğine göreyse, baş ağrılarımın, halsizliğimin öncelikli sebebiymiş gelecek olan lodos. Alamet-i farikası ise sabahları dolmuşta cam kenarına oturtup, vapura binene dek gülümseten sarhoşluğu. Sonra Haydarpaşa’sı, Kız kulesi, denizi ve dalgası, Karaköy’ü daha manalı. Bunları yazdıran ise yaz sıcağında içilen şekersiz elma çayı.

Pazartesi, Temmuz 21

Efendim kimler gelmiişş. Buna zamanı boşa harcamak denir. Sağlık olsun. Şimdi tam da şuan dışarıdan şarkı söyleyen insan sesleri yükselirken bırr dıırr ardığıınndaaann diye diye ben ve sen bunları okuyoruz ama bir de ben yazıyorum senden önce. Ben ve müzik birbirimizi dinliyoruz. O dinler mi, tüm imgeleri konuşturur düşündürür olmuşuz, müzik neden dinlemesin ki. Şarkı der ki, senin için sakız çiğnememi ister misin? Bunu şarkı der. Bu gece tanımadığım bir sürü insanın fotoğraf albümünü karıştırır gibi flickr’ı karıştırıyorum. Ama bu albümler pek afili. The Coral’ın Roots& echoes albümü çalıyor sevgili dinleyenler. Annem sabahki çayı ısıttım içer misin derken duyuyorum. Saatlerimize bakıyoruz ve yalnız kalmaya yakın tüm iskeleler. Tuvaletim gelene dek ayaklanmadan buradayım sanırım, bilgisayar başında. Bildiğin bilgisayar hakikaten harrr gürrr seslerle çalışıyor bir de kocaman monitörü var. Tanıştığımıza yeniden memnun oldum. evet, arada kendi fotograflarımı da çekerken fark etmiyomuş gibi bakabilirim.

çalar... fireflies
tüm güzel seslilere gelsin şarkımız.

Pazartesi, Temmuz 14

dışarıdaki pencere

Yeni günlere uyanıyorum.Dudaklarımdan dökülüp kendi kalbime dokunuyor sesim,
Sonra kaybolana dek, sesimin sahibi ruhum dinliyor beni. Hani en karmaşık olan.
Dinlemeye başlayınca içimden sürekli sesimi, kendi kendimi.Ses edersem ünlem olan, dağınık kalan, kendi kendini toparlayan.

Yanmaya başlayınca gözlerim, Sessizce münakaşa ediyoruz kendimle.İzin verirsem kendime eğer, buğulu görüyorum.İzin vermeye devam edersem,Titrek sesim.Yanaklarım nemli, yüzüm rutubetli.

Gitmek ‘hayır’ demenin en katı halidir ki, görünemezsin. Ulaşılamamaktır. Ben, maddenin ‘gaz’ hali olurdum. Mutlu olunca havalara uçar, mutsuz olunca uykuya kaçardım. Yüzüm rutubetli kaldıkça büyümezdim. Nedir ki hüzün. Kim düşünmüşte bulmuş bu hali. Kim tanımlamış, kim adını koymuş. Hüznün yaşlanmakla bir ilgisi olmalı hâlbuki. Gönül üzgünlüğü, gam, keder, sıkıntı demekmiş.

kalp çalmak


Evvelsi gece evimiz, ben yatmadan önce mis gibi incir reçeli kokuyordu. Hem de uykum vardı tatlı tatlı uyudum. Keşke öğrendiğim yemek ve tatlı tariflerini aklımda kolayca tutabilseydim. Geçen yaz, annem, anneannem ve babaannemden özel tarifler edinmek için bir defter tutmaya başlamıştım. Sonra ufaktan ufaktan yemek yapmaya da başlamıştım. Çünkü kafama kakılan bir konu haline gelmişti mutfaktaki kabiliyet düşmanlığım. Bir keresinde imambayıldı yaptım, o çok lezzetli oldu. Yiyenler pek beğendi. Sonra ilerleyen zamanlarda sebze çorbası yaptım, kabak yemeği yaptım ve julyen usulü sebzeli tavuk pişirdim vog tavada. Kesinlikle çok havalıydım. Söylerken bile. Vog tavada pişirdiğim julyen usulü sebzeli tavuğun fotoğraflarını bile çekmiştim. Elimin de bir tadı olduğu kesin zaten. Hala havalıyım. Krep yapmasını da öğrendim hem. İçine sürülmüş marmelât ya da reçel ve beyaz peynir. Sever misin reçel + beyaz peynir? Ben bayılmak. Anneannem ve annem birlikte çok güzel reçeller üretirler. Portakal, kayısı, incir, vişne... Mesela makbul olan, kayısı reçelinin içine soyulmuş badem tanelerini katmak di mi. Doğal vişne suları da buzdolabında korunur, akşamüzerleri içilir. Ben yaşlanınca reçel ve marmelât nasıl yapılır bilmek istiyorum. Seneler sonra oturma odasında yakın gözlükleriyle kitap okuyan sevgilimin kalbini, yaptığım portakal reçeliyle çalmak istiyorum. Böyle ben mutfakta reçel kaynatırken mis gibi kokular tüm evi sarsın. Akşamüzeri çay demleyelim ve kızarmış ekmek üzerine sürdüğümüz portakal reçellerini yiyelim.

00.27 11.06.08 Çarşamba

Cumartesi, Temmuz 12

çok isteme, ölürsün sonra.

Perşembe, Temmuz 10


Haldeki saat yanlış 15.10 u gösteriyor aslında saat sabahın 3 ü 10 geçesi. Donduruculu araçlardan kasa kasa balıklar geliyor, perakende satış yasak, sarı çizmeler kılıç balıklarının başında bekliyor, bana mercanları gösteriyor, şeytan gridalarına rastlıyoruz, Kumkapı uyuyor. Fotoğraf çekmek istiyoruz, izin verilmiyor ama kaçamak tek bir kare benim oluyor. İçerisi ağır kokuyor, çok keyifli ama uykusuzum. 1 gündür uyumuyoruz. Pendik – Yalova – Bursa – ay çiçeği tarlaları – Balıkesir – altınoluk- deniz akvaryumu – dönüş yolu – oyuncakçı dükkanı – kahveli lokum ve kahve – Bandırma – uyku - Yenikapı – Kumkapı. 17 plakalı, frigolu aracın gelmesini bekliyoruz. İçinde iki yavru büyük beyaz var. Düzgün, gri renkli ve güzel. Bir tanesi dün yakalanmış ama sabah 10 a kadar yaşayabilmiş akvaryumda. O akvaryumda bir de mustelus musteluslar, vatoslar var. 17 plakalı araç gelmiş, - 23 derecedeki odaya balıkları bırakıyoruz, arabaya yürüyoruz, kemerlerimizi takıyoruz, sahilden devam ediyoruz, Kennedy caddesinden geçip Eminönü’nden Karaköy’e dönüyoruz, yollar ıslak, yollar pırıl pırıl saat 4.30, Kabataş bomboş, Maslak çok yüksek ama yalnız, ezan okunuyor, evin kapısını çalıyoruz.

Çarşamba, Temmuz 2

Çanakkale Babakale açıklarında balıkçı ağlarına takılan ve yaralı olarak kıyıya getirilen 127 santimetre uzunluğunda, 30 kilogram ağırlığındaki yavru “Beyaz Köpekbalığı” kentin Altınoluk’ta Okyanus Deniz Ürünleri’ne ait 25 tonluk akvaryumda bakıma alındı.

haber:milliyet kom tr

bakıma alınan büyük beyaz vefat etmiş. biz onu almaya gidiyoruz.İstanbul'a geldiğinde yapılacak bilimsel incelemenin ardından ben dişlerinden kolye küpe takım istiyorum ama tabi gülmeeeeeee...

Pazar, Haziran 8

gözlerimin altında yaşlılık çizgileri var, morlar. yorulunca hemen mor, çökük ve gözümün altı damar doluymuş. aynaya bakıp bizzat gördüm. çok ince deri, erken yaşlanıyorum. kilo alıyorum. sanırım çöküyorum. böhüy.

Cumartesi, Mayıs 31

küçük kurbağa küçük kurbaa kuyruğun nerede ?

Yolların beni sana götürmesine izin verdim aynı canımın deligibi istediği gibi. Adımlar atarken bittabii nefes alıyordum ve kalbim pır pır etti. Burnuma yeni yıkanmış ve asılmış çamaşırlara sinen sabun kokusu geldi. Yüzdüm ve şemsiyenin altından çıkıp güneşlendim. Kış boyunca ihtiyacım olan güneş, beyaz peynir rengindeki tenime ve hücrelerime sokuldu. Gözlerimi, kaşlarımı çatmadan kapattım ve gülümsüyor olduğumu fark ettiğim anda huzur; yanımdaki sesinin gerçekliği gibi bir şeydi. Zemine değen ayak sesin de öyle. Hayır, 60lar romantizmi değil ki bu. Gülmek ve gülümsemek arasındaki fark çok büyüktür. Hiç müzik dinlemedim, kulaklarıma defalarca dinlediğim şarkılar sürtünsün istemedim bu sefer. Şehrin çaldığı arabesk bir şarkı gibi değil miydi zaten. Sirkeci, Eminönü ve Karaköy kendi kalabalığında boğulurken, ben köprüde kova içindeki suda yüzen balıklarla nefes aldım. ben sakinim, onlar nefes nefese. Evet, neredeyse her kovanın içindeki balıklara baktık. Ellerimiz terleyene kadar elele. Sokak satıcısının pis el ve tırnakları midemi bulandıramadı ki; soyulmuş, tuzlanmış hıyar yedim. Nefes aldım nefes aldım. Vapur, rüzgârın hızla yüzümüze esmesine sebepken, ayran simidi yedim ya da içtim işte neyse. Fotoğraf çekmek aklımıza gelmezken, yürüdükçe biz– hayatlarımız, geride bıraktığımız adım izlerimizle tarih olmaya devam ederken, şehre parmak izlerimizi bırakırken, birbirimize dokunur ve sokulur ve uzaklaşırken, üşürken ve acıkırken, nefes aldım. Gökyüzüne baktım gözlerimi ‘en çok’ açıp. Kendimle baş etmeye çalıştım. Üstesinden geldim kendimin. Az düşündüm her şeyden. Bazen sadece gözlerimi kapattım, gülümsedim, elini tuttum ve nefes aldım. Sütlü Nuriye yedim. Limonata içtim. İnsanlara çarptım, gürültüye kızdım. Davrandım ve sustum, kıkır kıkır güldüm. A la la la la long.

Yazarken, başka karakterler, hikayeler uyduramadığım için kendimden başka birinin dünyasını net göremediğim için kızardım. Ama bu böyle hala ve önemli değil. Tabi ki kalemi elime alınca önce ben ve bugünle dünün nasıl geçtiği gelicek aklıma. sonra yarına ait heycanlarım. Özne, tümleç ve yüklem halinde; kağıt, kalem ve yazıdan ibaret olucam. Hiç bitmicem ben.

Salı, Mayıs 27

voyn

günaydın,uskumru konservesi.fotografiya çekmek çok eğlenceli olabilir. ama olmaya da bilir.özge tarafından çektiklerim çok beyenildiği için sevindim gerçek. kendimi mutlu ediyorum hediye alınca ben. istanbul moderene kadar yürüdük tee laleliden. sevgiyle kucakladığım blog esen kal. gideceğimiz köy bir terslik çıkmazsa kesin belli.böğrüdelik bir tatar köyü. kendi aralarında tatarca konuşuyorlar hem. ben de tatarca öğrenicem. ama en çok finikeceyi seveceğim kesin. zaten kesin şüphe yok finikeceyi seviyorum. endee uyh uykum geliverendi acıktan yativeren garik üpüverdim.
ay oldu mu acaba?

Pazar, Mayıs 11

balık


Çocuk edebiyatından bahsediyorum. Çocuklar için hikâyeler yazmaya kalkışıyorum. Sonra köydeki bir çocuk geliyor aklıma, çocuk kaç kez musluğu çevirince su akmış, yazın sağlıklı kalmak için az yıkanırlarmış, ilköğretim çağında kız çocukların sayısı erkek çocuklardan çokmuş sonra liseye gelince kızların babaları okula gitmelerine izin vermezlermiş. Okula daha fazla devam ederlerse kızlarının ahlaklarının bozulmasından korkarmış bu babalar. Oralarda da kadın doğulmaz, kadın olunurmuş.

Ne kadar çocuk varsa hepsine, en büyük hayalin ne diye soracağım köye gittiğimde. Hepsinin fotoğrafını çekip altına tarihle birlikte, büyük harflerle büyük hayallerini yazacağım.

Şimdi adambalık, çocuk doğuracak kum köpekbalıklarının peşinden Gökova Körfezi’ne Boncuk Koyu’na gidiyor diye, köpekbalıklarıyla ilgili bir hikâye uydurmaya çalışıyorum olmuyor. Düşünsene taaa derinlerden belki de akdenizin taa uzaklarından Boncuk Koyu’na geliyorlar çocuk doğurmak için. Sonra 1 ay kalıp gidiyorlar.

bu kitap tavsiyedir.

BALIK
Yazan: Laura S. Matthews

"Kaplan"ın, yardım gönüllüsü olarak çalışan anne ve babasıyla birlikte yaşadığı “yabancı” köy her geçen gün yaklaşan savaştan giderek daha çok etkilenmektedir. Günün birinde herkes gibi onlar da köyü terk etmek zorunda kalırlar. Son anda Kaplan, çamurlu bir su birikintisinde yaşam savaşı veren küçük balığı fark eder. Ne yapıp edip onu da yanında götürecektir. Sınıra kadar onlara eşlik edecek Rehber’le eşeği, anne, baba, Kaplan ve Balık’tan oluşan küçük kafile yola çıkarlar. Önlerinde, savaşın korkunç gölgesi altında, hiç düşünmedikleri tehlikelerle dolu, uzun ve zorlu bir yolculuk vardır…

Cumartesi, Nisan 26

*

Zevkine payidar-ı yoktur bu işin, sevişin gençler sevişin

Çarşamba, Nisan 23

türk mutfağı

evet orospu dolmasının (zeytinyağlı) yapılışını da öğrendim. sırrı kadının ellerinin lezzetinde. içine konulan kuşüzümü ve çamfıstığı da dolmanın pezevengi. yaprak sarmayı kalem inceliginde sarmalısın, içine nane de koymalısın. buz gibi yemelisin. babanın zenginliği para etmez, bunları öğrenmen lazım derlermiş eskilerden.

hepsini bilmek istiyorum.